Ana içeriğe atla

Tanrı'nın Ölümü ve Cehennem Olan Başkası



Modernite'nin ömrünü tamamlamış bir çağ olmasının altında yatan nedenlerden en önemlisi de sanıyorum "insanoğlu'nun tanrıyı tahtından etmesi" olmalıdır. Bunun tabiki tarihsel bir süreci olacaktır fakat, bundan daha temel bir problem olarak "tanrı'nın ölmesi" yıkıcı bir sonuçlara neden olacaktır. Nietzsche bu yıkımı, -yani iki tane dünya savaşını- önceden öngörmüş ve batı'nın düştüğü bu nihilizmin onun sonunun olacağını söylemişti. Nietzsche haklı çıktı, batı elindeki kanlı hançerle sadece tanrıyı öldürmedi, kendini de ciddi derecede yaraladı. Batı'nın tanrıyı öldürmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi artık "medeniyet(!)'in beşiği" olan avrupa'nın günah listesinin kabarmasıydı. İşledikleri günahları sürekli gören bir tanrı istemiyorlardı artık. Bu yüzden ya onun gözlerini kör edeceklerdi ya da onu öldüreceklerdi. Kör etmeyi seçebilirlerdi, fakat bana kalırsa tanrı'nın yerine geçmek daha cazip gelmiş olmalı onlara. Böylece bütün bir avrupa'nın nihilizme sürüklenme macerası başlamış oldu.


Nietzsche sadece bu felaketi duyuran bir tellaldı. Kendisi bu tellala deli demeyi tercih etti. Şen bilimin ilk kitabında bir deli'nin ağzından tanrı'nın ölüdüğünü ve onu hepimizin öldürdüğünü duyan avrupa medenileri elbette bir deliyi dinleyecek değillerdi -her ne kadar delinin haklı olduğuna inansalar bile-. Bu açıdan bakarsak, avrupa en az deliden oluşan bir rasyo krallığıdır. Hoş, tanrıyı öldüren de bu ya!


Bu deli haklı çıktı tabiki, iki tane dünya savaşı gördük bu krallıklar sayesinde. Daha düne kadar aynı yolun yolcusu olan batılılar birbirine düşman oluverdi bir anda. Sebebi çok basit, tanrı'nın tahtı boş kaldı ve hepsi bir anda o tahta göz dikti!


Sartre, tanrı'nın ölümü'nün doğurduğu en can alıcı nokta'nın batı'nın artık kötü niyetli (mauvaise foi) bir hayat inancını benimsediğine kanaat getirdi. Artık kimse yaptığı şeylerin izlenmesini istemiyordu. Tanrıyı bu yüzden öldürmediler mi zaten!? Sartre için kötü niyetin en güçlü olduğu yer, ben'in başkasına değil bizzat yine kendi ben'ine olan kötü niyetidir. Başkasını kendi cehenneminde yakmaktan bir an bile çekinmeyen insan, iş kendisi olduğu zaman elbette ürkek davranacaktır. Kötü niyeti yaratan da budur. Sartre'in verdiği "anahtar deliği" örneğindeki gibi hıristiyanlığın en büyük günahlarından bir tanesi olan "zina"nın artık sadece kötü bir parodi olduğunu da görmüş oluyoruz. Yani kısacası, "başkasını cehennemimde yakabilirim, hatta başkasının cehenneminde de yanabilirim ama beni kimse kendi cehennemimde yakmaya çalaşamaz!"Günümüzün batı avrupası'nın mottosu sanırım biraz böyle. Ama gerçekten de bizi izleyen kimse kalmadı mı? Yoksa "BÜYÜK BİRADER"in bizi izlemediğini mi zannediyoruz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Eşitlik Talep Edilene Kadar, Eşitsizlik Yoktur!"

Einstein; "dünya kötüler yüzünden değil, sessiz kalan insanlar yüzünden kötü bir yerdir" der. Baudrillard ise; "XXI. yüzyıl insanı tüketen, düşünmeyen ve sessiz kalan bir canlıdır" diye ifade eder günümüzü. Ayrıca ona göre de, "eşitlik talep edilene kadar da eşitsizlik yoktur!"... Bütün bunların anlamı nedir veya -daha dramatik sormak gerekirse- neden fazla sessiziz?   Öncelikle bunu bir sorun olarak görüp görmemekle başlamalıyız işe. Eğer sessiz kalmak bir sorunsa -ki bu yazıdaki amacım da biraz bunu sorun edinmek- bunu neyle temellendirmeliyiz? Sessiz kalmanın sakıncalarından ziyade, onun tetikleyici nedeniyle işe başlamak gerekir sanırım. Sessiz kalmaya olan ihtiyaç insanların konformizm'e ihtiyaçlarının sekteye uğramaması, aksamaması için kullandıkları bir sığınak gibidir adeta. Onlar tepkisiz kalarak rahatlarını muhafaza edeceklerini düşünmektedirler. Hal böyle olunca da bu tarz bir problem aslında onlar için problem değeri taşımamaktadır. Peki bö...

Şu Para Denen Şey Ne Kadar Gerçek?

  Simmel'in öğrettiği en güçlü yan şudur; günümüzün para sistemini anlayabilmek için, her şeyden önce günümüzün sosyal yapısını bilmek gerekiyor. Metropol nedir, nasıl bir yerdir? Simmel buna; "yabancıyla karşılaşılan yerdir." der kısaca. Aslında bu tam anlamıyla Aristotelyen bir politika'nın ters yüzüdür. Aristoteles'e göre şehir (ki bunun polis olduğunu unutmamak gerekir.) dostunu gördüğün yerdir. Simmelde ise dost yalnızca sokakta görülüp "aa hayırdır nereye?" diyerek şaşırılacak birisidir sadece. Peki, yabancıyla karşılaşabildiğin bu yerde, yabancı kimdir? Neden yabancı görünce artık korkmuyoruz da yanından çekip gidiyoruz ve daha önemlisi bütün bunların parayla ilgisi ne? Evvela para konusuna girmeden ifade etmek gerekir ki; bugün biz para derken, yüzyıllar önce Napolyon'un parasından çok farklı bir şeyi kast edip etmediğimizi kavramalıyız. Bugün bizler, bir anlamda paranın bütün kontekslerini içinde barındırarak, bugüne kadar getirebilmişiz. Bi...

Hayvanların Hiç Mi Yaşama Hakkı Yok?

İnsanoğlu evrimsel süreçte belirli türlerle akrabalık ilişkilerinde bulundu veya onlarla bir takım özellikleri paylaştı. Söz gelimi bugün hala türlerini devam ettirmeye çalışan primatlar, homo sapiens sapiens olan bizlerin temel atası olarak kabul edilmektedir. Veya bütün bir canlılık milyonlarca -hatta milyarlarca- yıl önce tek hücreli abiyogenezler sayesinde hayat bulmuştur. Bu sebeple dedüktif olarak bütün canlıların aynı, tek bir yerden geldiğini söylemek o kadar da yanlış bir ifade olmayacaktır. Bu yüzden de bir bağlamda; aslında bütün canlılar öyle ya da böyle akrabadırlar denebilir. Tabii ki bugün "akraba" kavramını çok daha değişik anlamda kullanıyoruz veya bunu biyolojik olarak tanıtlamaya çalışıyoruz -kan bağı, çeşitli tıbbi testler vs-. Gerçekten de biyolojik anlamda bir ırk, tür veya habitat'tan bahsedilebiliyor bugün ve bunlar gözlemsel olarak da kanıtlanabildikleri için doğru kabul edilebiliyor. Bu konuda hiç şüphe yoktur ki biyoloji dersinde bir hoca bugün ...