Ana içeriğe atla

Freud Neden Bu Kadar Önemli?



Freud'un neden bu kadar önemli bir isim olduğuna bakarsak, özellikle onu bir filozof olarak ele aldığımızda karşımıza çıkan Freud kimdir? Freud'un belki de en büyük başarısı, güçlü bir aydınlanma eleştirmeni olmasıydı. Çünkü onun bulguları; insanın ne mükemmelen bir rasyonel varlık olduğunun, ne de çok farkında kararlar verdiğinin ya da eylemde bulunduğunun doğru olmadığını ortaya güçlü bir şekilde koyabilmesine neden oldu. Bunun anlamı ise, -başta Kant olmak üzere- aydınlanma projesinin ayakları yere basan temellerinin olmadığnı Batı'ya tokat gibi vurulması olmuştur. İşte Freud'un en büyük başarısı budur. Tabiki bütün bu -bilinçaltı- durumunu kendisine hasretmek; ondan önceki diğer büyük filozoflara ve düşün insanlarına büyük haksızlık olurdu. Örneğin kendisinin de sıklıkla dile getirdiği üzeri; Schopenhauer ve Dostoyevski buna örnek olarak gösterilebilir. Freud ikisinden de oldukça fazla etkilenmiştir. Hatta Dostoyevski hakkında; "Eğer o olmasaydı, psikianaliz biraz daha beklemek zorunda kalacaktı" der. Çünkü işin derinlerine indiğimizde bizi karşılayan durum şudur; "bilen özne" ülküsüyle yola çıkan aydınlanmacı düşünce, bir çok kere duvara çarpmıştır ve bununla da kalmayıp, her şeye rağmen bu kör irade'nin çatısı altında bu düşüncesini sürdürmeye çalışmıştır. İşte Freud burada karşımızda tan kızıllığının yarattığı göz alıcı ışıltısı gibi durmaktadır. Çünkü onun en önemli kavramlarından birisi olan -bastırılmışlık- tam da kendisini buraya konumlandırmaktadır. Özellikle yaratılan karşıtlıklara bir örnek olarak; histeri çalışmaları ve meşhur Anna örneğinden hareketle, Batıda yüzyıllar boyunca dur durak bilmeden, cadı diye yakılmasından, saçı uzun aklı kısa olduğu için insan dahi kabul edilmeyen kadınlar üzerindeki tahakkümün aslında hiçbir zemine dayanmadığı ortaya çıkmış oldu. Fakat Freud bu kadar mı?


Aslında Freud ciddi bir filozoftur yukarıda bahsettiğimiz üzere. Ciddi bir bilen özne ve aydınlanma eleştirmeni olması bile bunun için yeterlidir. Kaldı ki kendisi çok ciddi bir Spinozacıdır aslında. Spinoza bilmeyenin Freud'u tam olarak anlaması mümkün değildir bu anlamda. Çünkü Freud da insanın özünde bir conatus canlısı olduğuna inanırdı. Bunun anlamı şudur; Spinoza için insan; arzu yetisiyle hareket eden ve bunun sonucunda neşe ve nefret yaşayan bir varlıktır. Bunun Freuddaki karşılığı ise tam anlamıyla bilinçaltının inşasıdır. Freud'a göre bilinçaltı; insanın arzularının neticesinde oluşan neşe ve öfkelerin yığıldığı bir çöplükten fazlası değildir. Bütün sistemin özünde o halde arzu bulunmaktadır. Bu da insanı aslında son derece özgürlüğüne ket vurulmuş, hatta yaşamı boyunca bilinçaltını tatmin etmek zorunda kalan bir karbon robotuna dönüştürmektedir. Freud'un belki de ayakları sağlam yere basmayan en önemli yanı buydu; bilinçaltını bir ekonomi-politik nesneye dönüştürmek. Aristotelyen bir katarsise mahkum bırakmak ve aksi hiçbir duruma kapı aralamamak. İşte burada bizi Marx ve Nietzsche beklemektedir. Bütün bunların sonucunda şunu diyebiliriz ki; Spinozayla tamamlanan, Kant ve Schopenhauer ile temellenen Freud'u ancak bu zincirde okuyup anlamak ona gerçek anlamda hakkını teslim etmek olabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Eşitlik Talep Edilene Kadar, Eşitsizlik Yoktur!"

Einstein; "dünya kötüler yüzünden değil, sessiz kalan insanlar yüzünden kötü bir yerdir" der. Baudrillard ise; "XXI. yüzyıl insanı tüketen, düşünmeyen ve sessiz kalan bir canlıdır" diye ifade eder günümüzü. Ayrıca ona göre de, "eşitlik talep edilene kadar da eşitsizlik yoktur!"... Bütün bunların anlamı nedir veya -daha dramatik sormak gerekirse- neden fazla sessiziz?   Öncelikle bunu bir sorun olarak görüp görmemekle başlamalıyız işe. Eğer sessiz kalmak bir sorunsa -ki bu yazıdaki amacım da biraz bunu sorun edinmek- bunu neyle temellendirmeliyiz? Sessiz kalmanın sakıncalarından ziyade, onun tetikleyici nedeniyle işe başlamak gerekir sanırım. Sessiz kalmaya olan ihtiyaç insanların konformizm'e ihtiyaçlarının sekteye uğramaması, aksamaması için kullandıkları bir sığınak gibidir adeta. Onlar tepkisiz kalarak rahatlarını muhafaza edeceklerini düşünmektedirler. Hal böyle olunca da bu tarz bir problem aslında onlar için problem değeri taşımamaktadır. Peki bö...

Şu Para Denen Şey Ne Kadar Gerçek?

  Simmel'in öğrettiği en güçlü yan şudur; günümüzün para sistemini anlayabilmek için, her şeyden önce günümüzün sosyal yapısını bilmek gerekiyor. Metropol nedir, nasıl bir yerdir? Simmel buna; "yabancıyla karşılaşılan yerdir." der kısaca. Aslında bu tam anlamıyla Aristotelyen bir politika'nın ters yüzüdür. Aristoteles'e göre şehir (ki bunun polis olduğunu unutmamak gerekir.) dostunu gördüğün yerdir. Simmelde ise dost yalnızca sokakta görülüp "aa hayırdır nereye?" diyerek şaşırılacak birisidir sadece. Peki, yabancıyla karşılaşabildiğin bu yerde, yabancı kimdir? Neden yabancı görünce artık korkmuyoruz da yanından çekip gidiyoruz ve daha önemlisi bütün bunların parayla ilgisi ne? Evvela para konusuna girmeden ifade etmek gerekir ki; bugün biz para derken, yüzyıllar önce Napolyon'un parasından çok farklı bir şeyi kast edip etmediğimizi kavramalıyız. Bugün bizler, bir anlamda paranın bütün kontekslerini içinde barındırarak, bugüne kadar getirebilmişiz. Bi...

Hayvanların Hiç Mi Yaşama Hakkı Yok?

İnsanoğlu evrimsel süreçte belirli türlerle akrabalık ilişkilerinde bulundu veya onlarla bir takım özellikleri paylaştı. Söz gelimi bugün hala türlerini devam ettirmeye çalışan primatlar, homo sapiens sapiens olan bizlerin temel atası olarak kabul edilmektedir. Veya bütün bir canlılık milyonlarca -hatta milyarlarca- yıl önce tek hücreli abiyogenezler sayesinde hayat bulmuştur. Bu sebeple dedüktif olarak bütün canlıların aynı, tek bir yerden geldiğini söylemek o kadar da yanlış bir ifade olmayacaktır. Bu yüzden de bir bağlamda; aslında bütün canlılar öyle ya da böyle akrabadırlar denebilir. Tabii ki bugün "akraba" kavramını çok daha değişik anlamda kullanıyoruz veya bunu biyolojik olarak tanıtlamaya çalışıyoruz -kan bağı, çeşitli tıbbi testler vs-. Gerçekten de biyolojik anlamda bir ırk, tür veya habitat'tan bahsedilebiliyor bugün ve bunlar gözlemsel olarak da kanıtlanabildikleri için doğru kabul edilebiliyor. Bu konuda hiç şüphe yoktur ki biyoloji dersinde bir hoca bugün ...