Ana içeriğe atla

Emile Durkheim ve Dört İntihar Tipi


İntihar'ı çoğu zaman psikolojik bir mesele ya da felsefi bir problem olarak düşünürüz. Sözgelimi Camus; felsefe'nin en önemli sorununun "intihar" olduğunu düşünmekteydi. Fakat Durkheim bize çok çarpıcı şekilde, İntihar gibi bir olayın bile aslında toplumsal altyapıda şekillenebileceğini, hatta toplumun kendisinin bizatihi bunu tetikleyebileceğini gözler önüne seriyor. Bu anlamda dikkate şayan bir sosyolojik gözlem yaptığını vurgulamak gerekir ve bu toplumsal olguyu zihnimizin bir köşesinde intihar mefhumunu ele alırken bulundurmamız icab eder. Peki intihar kavramsal olarak nedir? İntiharı felsefi bir problem olarak başta ele aldığımız için burada daha çok felsefe tarihinden alıntılarla izah etmeye çalışalım;

Sartre için intihar; aslında hiçliğin varlığa tercih edilmesi durumu değildir. İronik ve çelişkili bir şekilde, varlığının tanımını hiçlikle yapmaktır. Dünyaya bir kere fırlatılmış insanoğlu dünyaya gelmeyi seçmedi, fakat ölümü kendi elinden olabileceği fikri ise ona göre bizatihi yaşamın sürekli ileri atılmamızı sağlayan bir itici kuvveti. Bu anlamda şunu söyler Sartre; “İntihar bir kaçış değil, reddediştir.”

İntihar konusunda bir diğer önemli filozof ise Schopenhauer'dir. Schopenhauer intihar girişimini enteresan bir şekilde bilimsel bir labaratuvar deneyine benzetir. Ona göre intihar düşüncesi'nin özünü oluşturan yaşama tutunma isteğidir. Ve o şunu ekler. "intihar eylemi yaşamdan kopmaya çalışmak değil, aksine yüksek bir yaşamda tutunma isteğinin başarısızlığa uğramasıdır." Bu anlamda intihar bir tercih değil, çıkmaz sokağın içinde bulmasıdır insanın kendisini. Belki psikolojik bir patolojiyle de ele alınabilir bu mefhum fakat, buradaki kilit nokta intiharın eylemsel bir itici kuvvet olması.

Genel hatlarıyla intiharın felsefesini de yaptığımıza göre artık Durkheim'in intihar hakkındaki 4 temel ayrımına geçebiliriz sanırım...

Durkheim intiharı dört ana gruba (bencil, özgeci, anomik ve kaderci) ayırarak ele alır ve bunları da kendi aralarında ikiye böler. Bu bölümün zemininde bütünleşme ve düzenleme mefhumları vardır. Bencil (egoistic suicide) ve özgeci (altruistic suicide) intihar bütünleşme kavramı içinde ele alınırken, anomik (anomic suicide) ve kaderci (fatalistic suicide) intihar ise düzenleme kategorisi içerisinde değerlendirilir. Genel olarak ise bütünleşme ve düzenleme mefhumları da ayrımlarını toplumsal ilişkilerde bulurlar. Durkheime göre bütünleşme'nin azaldığı yerde bencil intihar görülürken, karşısında olan özgeci intiharda ise tam aksine bir artış gözlemlenir.

Bütünleşme yapısı Durkheim için şu işleve sahiptir; bir kişi eğer içinde bulunduğu topluma yabancılaşmaya (Durkheimci terminolojide "anomi") başlarsa değer kaybına uğrar ve bütünlük hissi zayıflamaya başlar. Eğer intiharla sonuçlanan bir ölümle karşılaşır isek bu Durkheimci anlamda bencil intiharın bir sonucudur. Diğer yandan özgeci intiharda ise tahmin edebileceğiniz gibi bu olayın tam tersi vardır. Yani burada bireyden ziyade bireyler vardır ve toplumsal ödev ve folklor düşüncesi çok daha yoğun olduğundan dolayı buradaki intihar tipleri çok daha kolektif ve topludur. Bir diğer esaslı farklardan bir tanesi de bencil intihar dalgalı bir spektrum izlerken, özgeci intihar daha lineer çizgide ilerler. Çünkü bencil intiharlar "geliyorum!" demezken, özgeci intiharın geleceğini çok önceden kestirmek mümkündür. Buna japon kültüründeki "harakiri" örnek olarak verilebilir. "Onur" kavramı japon kültürünün en önemli mefhumu olduğu için onursuz yaşamak ile yaşamamak arasında pek de bir fark yoktur. Bu anlamda özgeci intiharlar japon kültürü açısından çok önemli bir mefhumdur. Diğer yandan da Amerikada ergenlik dönemindeki gençlerin intihara meyil etmesi ise bencil intihara bir örnek olarak gösterilebilir.

Diğer bir intihar ayrımı ise, düzenlemeye dayalı olan anomik ve kaderci intiharlardır. Buradaki kilit nokta ise; "norm" duygusunun toplumsal bir zeminde iştigal etmesidir. Yani eğer normsal bir çöküş olan toplumu gözlemlersek oradaki intiharlar bu perspektife göre çoğunlukla anomik olacaktır. Ekonomik olarak battığı ya da işten atıldığı için intihar eden insanları burada düşünebiliriz. Kaderci intiharı ise bu norm duygusunun aşırı bir düzenleme görevine soyunmasında görürüz. "Kader" kelimesinden de anlayacağınız üzere bu intihar tipi de dini baskının en çok olduğu toplumlarda gerçekleşmektedir. Uzak doğu ve orta doğu ülkelerindeki kadınların neredeyse insan bile görülmediği, dolayısıyla üzerlerindeki fiziklsel/psikolojik tahakküm sonucu onların da son çare olarak intihar etmesini buna yorabiliriz.

Görüldüğü gibi Durkheim intihar gibi son derece bireysel olduğunu ve çok ciddi ve sıradışı kararlarla ancak yapılabileceğini düşündüğümüz intiharın bile ne kadar toplumsal, sosyal bir mefhum olduğunu gayet sistematik ve olgusal olarak ortaya koymaktadır. Sanıyorum ki -her zaman olmamakla birlikte- yüzyılımızdaki bir çok intihar vakasının bu analizle daha iyi anlaşılabileceği bir gerçektir. Durkheim felsefe problemlerini de sosyolojik analize dayandırmaya çalışsa da, bir filozof intihar ve ölüm meselesini Durkheim ile yüzleşmeden çözemez zannımca...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Eşitlik Talep Edilene Kadar, Eşitsizlik Yoktur!"

Einstein; "dünya kötüler yüzünden değil, sessiz kalan insanlar yüzünden kötü bir yerdir" der. Baudrillard ise; "XXI. yüzyıl insanı tüketen, düşünmeyen ve sessiz kalan bir canlıdır" diye ifade eder günümüzü. Ayrıca ona göre de, "eşitlik talep edilene kadar da eşitsizlik yoktur!"... Bütün bunların anlamı nedir veya -daha dramatik sormak gerekirse- neden fazla sessiziz?   Öncelikle bunu bir sorun olarak görüp görmemekle başlamalıyız işe. Eğer sessiz kalmak bir sorunsa -ki bu yazıdaki amacım da biraz bunu sorun edinmek- bunu neyle temellendirmeliyiz? Sessiz kalmanın sakıncalarından ziyade, onun tetikleyici nedeniyle işe başlamak gerekir sanırım. Sessiz kalmaya olan ihtiyaç insanların konformizm'e ihtiyaçlarının sekteye uğramaması, aksamaması için kullandıkları bir sığınak gibidir adeta. Onlar tepkisiz kalarak rahatlarını muhafaza edeceklerini düşünmektedirler. Hal böyle olunca da bu tarz bir problem aslında onlar için problem değeri taşımamaktadır. Peki bö...

Şu Para Denen Şey Ne Kadar Gerçek?

  Simmel'in öğrettiği en güçlü yan şudur; günümüzün para sistemini anlayabilmek için, her şeyden önce günümüzün sosyal yapısını bilmek gerekiyor. Metropol nedir, nasıl bir yerdir? Simmel buna; "yabancıyla karşılaşılan yerdir." der kısaca. Aslında bu tam anlamıyla Aristotelyen bir politika'nın ters yüzüdür. Aristoteles'e göre şehir (ki bunun polis olduğunu unutmamak gerekir.) dostunu gördüğün yerdir. Simmelde ise dost yalnızca sokakta görülüp "aa hayırdır nereye?" diyerek şaşırılacak birisidir sadece. Peki, yabancıyla karşılaşabildiğin bu yerde, yabancı kimdir? Neden yabancı görünce artık korkmuyoruz da yanından çekip gidiyoruz ve daha önemlisi bütün bunların parayla ilgisi ne? Evvela para konusuna girmeden ifade etmek gerekir ki; bugün biz para derken, yüzyıllar önce Napolyon'un parasından çok farklı bir şeyi kast edip etmediğimizi kavramalıyız. Bugün bizler, bir anlamda paranın bütün kontekslerini içinde barındırarak, bugüne kadar getirebilmişiz. Bi...

Hayvanların Hiç Mi Yaşama Hakkı Yok?

İnsanoğlu evrimsel süreçte belirli türlerle akrabalık ilişkilerinde bulundu veya onlarla bir takım özellikleri paylaştı. Söz gelimi bugün hala türlerini devam ettirmeye çalışan primatlar, homo sapiens sapiens olan bizlerin temel atası olarak kabul edilmektedir. Veya bütün bir canlılık milyonlarca -hatta milyarlarca- yıl önce tek hücreli abiyogenezler sayesinde hayat bulmuştur. Bu sebeple dedüktif olarak bütün canlıların aynı, tek bir yerden geldiğini söylemek o kadar da yanlış bir ifade olmayacaktır. Bu yüzden de bir bağlamda; aslında bütün canlılar öyle ya da böyle akrabadırlar denebilir. Tabii ki bugün "akraba" kavramını çok daha değişik anlamda kullanıyoruz veya bunu biyolojik olarak tanıtlamaya çalışıyoruz -kan bağı, çeşitli tıbbi testler vs-. Gerçekten de biyolojik anlamda bir ırk, tür veya habitat'tan bahsedilebiliyor bugün ve bunlar gözlemsel olarak da kanıtlanabildikleri için doğru kabul edilebiliyor. Bu konuda hiç şüphe yoktur ki biyoloji dersinde bir hoca bugün ...