
Sadece felsefe değil, insanlık tarihinde de büyük bir kırılma noktası yaşandısıysa; bunun Kant ile birlikte olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Çünkü bunun sebebi; onun, hiç şüphesiz insanın içinde bulunduğu altın kafesi tüm çıplaklığıyla ona gösteren filozof olmasıdır. Bu altın kafes de hiç şüphesiz; gerçeklik dediğimiz şeyden başka bir şey değildir. Kant’ı anlamak istiyorsak eğer; onun bütün bir felsefesinin özeti olacak kelime’nin; yanı “tasarım”ın ne olduğunu çok iyi kavramalıyız. Kant’a göre bu dünya "fenomenler/görünüşler” insanın yarattığı bir şeydir. Bunun da imkan koşulları ona göre insan aklının belirli bir takım sistemler ile çalışmasıdır. Kant buna anlama yetisi kategorileri ve saf görü formları isimlerini verir. Ve bu ikisi asla birbirinden bağımsız çalışamaz. O meşhur sözünü burada anabiliriz o vakit; “içeriksiz düşünceler boştur, kavramsız görüler kördür.” Kant açıkça belirtmektedir ki, ikisi bir bütündür, sadece görevleri farklıdır. Bu ikisinin iş birliğiyle ise; tasarım olan bu dünyayı elde ederiz. Yani Kant için gerçeklik; görülerle kavramların nasıl çalıştığına göre hesaplanacak bir tasarımdan başka bir şey değildir. Tabiki o durumda “hangi sandalye?” şakasını kabul edecek değildir. Kant bir aydınlanma filozofuydu ve aydınlanmanın temel mottosu evrensellik iddiasıdır. Kant bu tasarımın herkes için aynı olduğunu, çünkü herkesin bu yetilerinin çalışma metodunun aynı olduğunu iddia etmiştir. Fakat buradaki en önemli sorun, farklılığın dışlanmasıdır. Kant’a göre farklılık bir kusur olabilir ancak ve onun yerine özdeşlik kutsanmalıdır. 20.yy da ise; sanatta bir atılım yapılır ve artık rönesanstaki gibi ressamlar, doğanın kendisini özdeş olarak aktarma gayretine girişmez. Daha çok onun kendinde bıraktıkları “izlenim”i aktarmaya başlarlar. Hatta ismini de burdan almaktadır. Yaptıkları resimler aşağılanmak için; “resim değil izlenim” olarak yaftalanınca bu üzerlerine bir daha çıkmayacak biçimde yapışmıştır. Sonuç olarak izlenim kökensel bir devrimin işaretiydi. Sanat da bir açıdan Kantçı olmaya başlamıştı. Tabi izlenim deyince aklımıza Kant’tan çok Hume gelmeli fakat, yukarıda dediğimiz gibi, tasarım işini yaratan kişi Kant olduğundan bu yaratımı Kant’a teslim etmeliyiz. Sonuç olarak Kant ve sanat ikiye ayrılır; Evrenselleştirilebilir Kant ve evrenselleştirilemez Kant. Sanat ise; temsil ve tasarım olarak iki farklı açıdan görülmelidir. Temsil; daha çok evrensel olana denk düşerken, tasarım ise, tam da adından anlaşılacağı üzere bir izlenimdir.
Yorumlar
Yorum Gönder